Uzun zamandır burada, bir arada kalmaya çalışıyorum. Çalışmalarım sonuç vermiyor.
Sızlayan ne varsa çekip gitti, çekip gitti eğlenmelerim, hayranlıklarım, ağıtlarım, sanrılarım. Şimdi bir başınalığın yansımasıyım, çarpışıyor kafamda ne kaldıysa, ne kaldıysa yaşamdan bana kabulleniyorum.
İçimde bir şey yok. Tükettim, tükendim ve otuzlara gelirken çok tuzlu, çok yağlı şeylerden kaçınmak istiyorum. Kaçınmak kendimden çünkü hep aradığım, hiç bulamadığım bir şey ben ve ben işte tanımlarla, tanımlamalarla arası iyi olmayan, iyi olmayan insanlarla.
Kaybolan yıllar, geçen zaman duyulmayan bir melodi şimdi. Şimdi alışmışım, alıştığım şeylere sahi nedir onlar? Kaybetmeyi barındırmıyorsa içinde beni de barındırmıyor onlar. Şaşkınlığım onca yılın sonunda aynılığım, farklı sayarken kendimi oysa kalabalık karıncalar hala korkutur beni, üstüme gelen suçlamalar; haklı olsam bile haksız duruma düşeceğim korkusu nedendir? Kendimi kanıtlama çabam; kime ve niye kimseye ve nedenlere saygısızken, anlamsız sayarken her şeyi anlam arama çabam, istemezken hiçbir şeyi her şeyi elde etmeye karşı kaçınılmaz arzum. Her yeri kendi tarlam görüp, aydınlıkta dahi el yordamıyla yön buluşum.
Bildiğim şeylerden tekrarından başka nedir ki? Nedir bu dünyanın bana sunacağı bu yaştan sonra sekiz yaşından? Tahminlerimden başka neyi yaşıyorum. Ön görülerimi haklı çıkarmak için yaşamaktan başka bana ne kalıyor aksi için savaşmadığım zamanlarda. Gerçi ben hiç savaşmam.

Bir yanıt yazın