Bahtımın karına olduğuna dair söylentiler, akılsızlığıma dair elbette tüm bunlar anlamsız ki anlam arayacak olsam burada aramazdım. Bu insanlar, insanlarla bir araya geldiğinde laf kalabalığından başka bir şey üretmiyor. Değişim hep küçükten büyüğe yayılıyor ve o küçüklüğü inşa edenler bugün ki toplumları tasarlıyor. Hal durum böyleyken ben ne kendimi küçük sayarım ne de büyük çünkü dahil olmadığım saçmalığın daniskası sayılamam ya. Elbette gördüğümüz ve geçindiğimiz ve geçirdiğimiz şeylerin azlığı yüzünden hayatın acı yanlarıyla her gün selamlaşıyoruz ama ne önemi var. Eski, kötü bir alışkanlık tüm bunlar, tüm bunlardan öte insanın yorum gücünün darlığı, cebinin bolluğu ve darlığından bağımsız, bağımsız kalabilmenin tek anahtarı ise henüz sahip olmadığım bir şeydir, sahip olmadığı şeylerin çokluğu hesaplanamaz lakin kendime sahibimim bağımlılıklarımın izin verdiği tutarda. Herkes kadar düşünmeden, alışkanlıklarına düşkün, işe yaramaz bir şekilde yaşıyorum. İşe yaradığım tek bir an parmaklarla ölçülmez.
Zaten işe yaramak nedir ki? Pazarlayabilseydim, azı çok gösterebilirdim. Tanıtmak hiç ilgimi çekmedi. Çeki düzen vermek, insanın duruşu olmalı, giyime kuşama düşkün olmalı; düşünmeye düşkündüm, düşkünlüğümü bırakalı çok oldu. Gelişi güzel bir yaşamdan öte ne var ki ölümlü bir varlık için belki de en doğrusu budur. Doğrunun, yanlışları, yanlışların doğrularıyla pek çok kez tanıştım. Artık bunu yapmamalıyım, bu kötü bir alışkanlık aynı şeylerin sonsuz tekrar döngüsü, vasat bir işin peşinden gitmek, yolum bundan başkası değil. Oysa iyi yolları da en iyi ben bilirdim eğer öğrenmek isteseydim oysa ben sonsuz tekrarların bir parçasıyım. Her bir tekrar bir öncesinin kötüsü, ben hangi zamanın kötüsüydüm; her bir anın mı? Bir anlam ifade etmiyor şu an, şu an yapmak zorundayım. Geriye dönüp baktığımda, bakacak olursam sonsuz bir kötülük döngüsünü, sonsuz tekrarlarıyla kırmak istediğimin farkına varırdım. Yarın sabaha ya da şu an itibariyle en doğru kişi olmaya başlamak büyük bir rüya, oysa eskiden o rüyayı görmek için nelerimi vermezdim. Vazgeçişler insanı büyük rahatlıyor yine de kaygıyı atamıyorsun. Ölümle doğan, ölümle yaşayan, ölümle biten bir doğuştan çıkan tüm hikayeler görülmeye değer miydi?

Bir yanıt yazın